Muhafazakar/gelenekçi/Türk hakim kültürüyle bezenmiş erkek için kadın, özel alanına ait ve bunun için de iktidarının sınırına dahildir.

“Ünlü’ye dönersek, Beauvoir’a atıfla yaptığı tartışmayla bu konuyu bitiştirebiliriz. Öznelik, normallik, üstünlük, haklılık duygularının hazzını sadece toplumsal katmanlaşmanın en üstündekiler değil, “en değersiz” beyazlar ve erkekler de yaşar; “erkeklerin en değersizi bile kadınların karşısında yarı tanrı gibi hissetmektedir kendini.”*

İşte gerek bu iktidar hazzı ve gerekse o iktidarın varolmasını sağlayan toplumsal ortak hissiyat ya da “birader hukuku” erkeği; iktidarını sorgulatmamak, elinde tutmak ve “birader hukukunun” içerisinde kalmaya devam edebilmek için statükocu, değişime dirençli kılar, onun gelenekçiliğini besler. Bu yüzden kendisini farklı bir sosyal sınıfa, ortama taşıyabilecek eğitim dahil hemen her etkene, “başaramama ihtimalinin” getirdiği “kaybetme” korkusuyla sıcak bakmaz, aile üyelerinin bireyleşebileceği,  statükoyu tehdit edebileceği değişimlere yönelmesine yol açabilecek olma ihtimaline de karşı çıkar.

Küçük iktidarındaki “yarı tanrılığı” bırakma ihtimalini kabullenemediği için, hayatını yoksul ve prekarya olarak yaşamaya razı olur ya da bundan kurtulmak için gizli saklı, yasal ve meşru olmayan fırsatlara (bunun yaygınlaştığı oranda o yasal ve meşru olmayanı aslında “meşrulaştırarak”) fırsatlara açık olur.

Statükonun gelenekçi kabulünün altında bir yerlerde fırsatçılığın “olağan” sayıldığı bir zımni anlaşma da vardır.

*İlkay Kara, Birikim 369-370

Bir Cevap Yazın