İTO Mali Müşavirlik Meslek Komitesi’nin düzenlediği seminerin tam adı “Meslek Mensuplarının Kamu Kurumlarıyla İlişkileri, Meslek Mensuplarının Sorunları, Mesleki Sorumluluk ve Yarattığı Katma Değer” ama konuşmaları dinleyince başlıktaki ad daha uygun olurdu diye düşünüyorum.

Toplantıda üç kesim vardı; devlet, işveren ve mali müşavir. Protokol adedi olduğu üzere önce devlet tarafı konuştu ve yazılı programda ilk sırada yer almayışını eleştirdi. TÜRMOB Başkanı Emre Kartaloğlu, meslek mensuplarının sorunu gibi görülenin aslında meslek mensuplarının değil işverenlerin ve esnafların sorunu olduğunu ama temsilci örgütler İTO ve TESK’in bir türlü mindere gelmediklerinden yakındı.

Meslek mensuplarının YMM kanadı hem açılışta hem de panelde yer aldı ama nedendir bilmem, tüm katılımcıların içerisinde en tutuk kalan onlardı sanki, belki SMMM’lerin uğraştığı sıcak e-geçişlerle uğraşmadıklarından. KDV iadelerinin uzun sürmesinden yakındılar, devlette itirazlara zamanında yanıt vermediklerinden.

Bana göre (ve bana bu yazının başlığını da attıran) en vizyoner konuşmayı İSMMMO Başkanı Yücel Akdemir yaptı; “bu güne kadar” dedi, “hep vergiyi konuştuk. E-süreçlerden sonra bunu da konuşmamıza gerek kalmayacak. O zaman gelin, bundan sonra muhasebeyi, müşavirliği, mesleğin nereye evrileceğini konuşalım. Devlet de işverenler de katılsın, hep birlikte bu dönüşümün nasıl olacağını konuşalım” dedi mealen.

Yücel Başkan yerden göğe haklı ve doğru bir yerden bakıyor. Devlet muhasebeciyi salt kamusal tarafıyla ve vergi gelirine endeksli gördü bugüne kadar. Keza işverenlerde öyle, onlar için de muhasebeci devletin vergi üzerinden kurduğu ilişkideki aradaki kişi. Oysa muhasebeci ya da mali müşavir, vergiden finansa, bütçeden planlamaya, kesin hesaptan performansa değerlendirmeye kadar onlarca sürecin hep bir yanında. Ama algı baştaki tanımlamadan kaynaklı, devlet-vergi-muhasebeci olunca kalan tüm süreçler ikincil hale geliyor. Yücel Akdemir’in vurguladığı dönüşüm, bu algının değişimine dönük esasında.

Ama görünen o ki bu zor bir iş. Hele ki meslek mensuplarının bile ciddi hem de çok ciddi bir kesiminin de aynı algıya sahip olduğunu düşünürsek. Bunun belki bir örneğini TÜRMOB Başkanı Emre Kartal konuşmasında seslendirdi, geçtiğimiz günlerde yürürlüğe giren “15.10.2019 tarihli ve VUK-118/2019-8 sayılı Sirkülerle, meslek mensubunun kendisinin veya yakınının vefat etmesi ve vefat tarihi itibarıyla beyanname/bildirimin verilme süresinin bitimine 7 gün veya daha az süre kalmış olması durumunda, yakını veya kendisi vefat eden meslek mensubu tarafından beyanname/bildirimleri verilen mükelleflerin mezkûr beyanname/bildirim verilme süreleri ile bunlara istinaden tahakkuk eden vergilerin ödeme sürelerinin son günü, bunların verilmesi gereken sürenin son gününü takip eden günden itibaren 7 nci güne uzatılmıştır. Sirküler uygulamasında; eşi ve çocuğu ile kendisinin veya eşinin ana, baba ve kardeşi meslek mensubunun yakını kabul edilecektir” denildiğini hatırlatarak, bunun başlangıç olduğunu, mücbir sebep tanımlamasına doğum, hastalık vs. halleri de dahil etmek için çabalamaya devam edeceklerini söyledi.

Haddimi aşmayayım ama meslek odaları bu sorunu zaten çözemez miydi diye düşünmekten alamıyorum kendimi. Bakanlıktan süre istemek de bir çözüm ama meslek odaları, oda bünyesinde birkaç mali müşavir istihdam ederek ya da mücbir sebep kaynaklı sorun bildiren mali müşavirin yakınlarındaki mali müşavir ofislerini değerlendirerek, sorunu olan meslek mensubunun işlerinin geçici olarak devralınmasını sağlayarak da bu sorunu çözebilir diye düşünüyorum. Ücretli/ücretsiz, hangi mükellefin beyannamesinin verilip hangisinin verilmediği bilgileri vergi dairelerinden nasıl bir entegrasyonla temin edilirdi, bunlar teknik detaylar ve illaki çözümleri de mümkündür. Ama galiba bu meslek örgütünden ne anladığımızla ilgili, anladığımız da o artık değişmesi gereken algıyla.

Muhasebeci-mali müşavir, devletin işverenle vergi ilişkisinin arasındaki köprü değildir ya da bundan ibaret değildir. Doğru konumlanırsa meslek mensubu, piyasanın doğru ve demokratik işleyişinin, şirketlerin sağlıklı yürüyüşünün yol izcileri olabilirler. Ve meslek örgütleri de üyelerinin haklarını devlete karşı korumaya çalışan “sendikalar” olmaya çalışmak yerine bu konumlanmayı planlamaya başlarlarsa, belki de meslek mensubuna daha iyi bir katkı yapmış olabilirler.

Bir Cevap Yazın