Neden İşteBugibi

Bazen sorular gelir (genelde sosyal medya üzerinden), neden blog? neden İsteBugibi?, neden bir soru konuda yazılar? Vs. diye.

Neden blog? Kısmıyla ilgili daha öncede yazmıştım, hem bir paylaşma aracı –ki buna başladıktan sonra özellikle Linkedin üzerinden birkaç kişiye yardımcı olabilme şansım oldu ki benim için çok değerli, hem de bir tür disiplin (önüne yapacak iş koymayınca oyun ya da filmlerde çok çabuk kaybolabilen birisiyim (asosyal değilim bu arada) ama öte yandan sanırım bir miktar da zaman fobim var, yani kaybolduktan sonra üzülüyorum da:)

Neden iştebugibi? Dersek, geçerli ve kullanışlı olan bilginin sürekli değişebilir olduğunu bana hatırlatan bir şey olmasını istediğim için sanırım. Yani her an “iştebugibi” diyeceğimiz yeni birşeyler öğrenebiliriz değil mi:)

Neden bir sürü konuda? (Çok mu ukalayım?) Aslında bir sürü konuda olduğunu düşünmüyorum (öyle olsa bile), bunun yerine bir sürü farklı konunun hızlı bir şekilde iç içe geçtiği zamanlarda yaşadığımızı düşünüyorum. Marksist jargondan apartarak söylersek temel çelişkinin (şirketlerle toplumun geri kalanı arasında) sosyal olan tarafından belirlendiği zamanlar. Mesela alın size şimdinin bir numaralı çelişkisi; Trumpvari (ya da Erdoğanvari ama bu ikisiyle sınırlı değil tabi, popülist politikalar şu sıralar çok yaygın ve milliyetçi kaptan besleniyorlar) içimize mi kapanalım yoksa tüm dünyayı hızla birbirine yaklaştıran küreselleşmeyi sosyal-kültürel anlamda beslemeye devam mı edelim? (Mevzuya böyle bakınca buda bir çeşit torba yasa gibi, hemen her konuyu bunun içinde değerlendirmek mümkün hale gelebiliyor, yani benim iddiam odur ki, aslında bir sürü konuda falan yazmıyorum, farklı konuları birbirleriyle, günlük pratikleriyle ve geleceğe dönük etkileriyle anlamaya çalışıyorum.)

Bir de tırnakiçinde var şimdi yeni. Farklı görünen (öyle de olan) disiplinler nasıl hızla aynı konu etrafında öbekleniyorsa, fikirler de birbirlerinden aynı hızla etkileniyor. Tırnakiçinde, benim görüp okuduğum ve bir kenarda saklamak istediklerim, (eskiden makale olarak kesip dosyalardım, şimdi dosyalamayı tag’lar yapıyor.) İlgisini çeken olursa bir tıkla gidip kaynağından okur (belki kaynağın sürekli okuru da olur.)

Bu arada bir açıklama; tırnakiçinde yapılan alıntılar da yazının tamamı hiç olmaz, ya konuya dikkat çekiyorsa başlık ve altında linkli kaynak olur ya da başlık yetersiz gelmişse kısa bir alıntı ve altında linkli kaynak olur. İlgisini çeken kaynağa gidip okumak zorunda yani, (yazının tamamını copy paste yapıp altta da kaynak belirtmeyi etik bulmuyorum.) Bugüne kadar birçok site, bu şekilde yaptığım paylaşımları twitter ya da başka sosyal medya hesaplarım üzerinden beğendi, sadece bir tanesi istemedi, ben de kaldırdım (o siteyi halen takip ediyorum ve çok da beğeniyorum.)

Gene de yazmış olayım; eğer birisi kendisine ait bir yazıdan bir alıntıyı yapmam da hoşlanmazsa, söylemesi yeter. Bana ait yazılardan birisini alıntılamak ya da tamamını alıp kullanmak isteyene olursa, benim için hiç sorun yok.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi:
Devamını oku:
Serenity! İnsanın bitmeyen faşizm merakı!

2005 yapımı bir bilim kurgu filmi Serenity. Gelecekte bir zamanda dünyaya fazla gelen insanlar uzaya açılıp başka gezegenleri kolonileştirmişler. (Kim

Döviz MB’nin ‘yapılmayan’ ihalesinden sonra neden düştü?

USD ve Euro rekor üstüne rekor kırar ve "nereye gidiyoruz?" endişesine de tavan yaptırırken, bugün Merkez Bankası'nın haftalık ihaleyi yapmama

“Aradaki 7 Fark”ı bulmak lazım!

Farkı, duygusal dokusu belki de. Okumaya başlayıp da üçüncü hikayeye geldiğimde “herhalde bir buzdolabı hikayesi bu” diye düşünmüştüm ama sıcacıktı.

Kapat