Dünyayı Değiştiren Şirket

in Kitap by

Dünyayı Değiştiren Şirket Dünyayı Değiştiren Şirket by Nick Robins
My rating: 5 of 5 stars

İnsan toplumu için “gelişmenin” anlamı, yaşam boyu karşılaştığı kısıtlardan kurtulmak; başlangıçtan bugüne “bir gün daha yaşamak”, gelişmenin günlük yaşamına etkisi belirgin oldukça buna eklenen bir diğeri de “yarın bugünden daha rahat yaşamak”.
İnsan, bunları “birlikte” daha kolay yapabileceğini fark ettiğinden beri (ki muhtemelen en baştan beri), önce topluluklar, gelişmeye paralel hem topluluklar büyüyüp hem de ilişkiler çeşitlendikçe de topluluk içi -ama ayrıca- kurumlar oluşturmuş.
Yönetim işleri için “devlet”, savunma -ya da zorla alma- için “ordu”, ticareti keşfedince de “şirket”… Hepsi topluluk içinde oluşmuş kurumlar. Ortak özellikleri, birbiriyle kolay ilişki kurulabilir geçişkenli coğrafya parçalarında gevşekçe yaşayan topluluklar içerisinde, amaç odaklı donanıma sahip daha sıkı örgütlenmeler olması.
Sanayi gelişip de sahip oldukları “antik asil kandan” dolayı yönetme hakkına sahip olduğunu savunan soylulara rakip burjuva sınıf ortaya çıkıp da serpildikçe, burjuvazinin kurumsallaştırdığı yapının içerisinden bir de proleterya çıktı. Çıkmakla da kalmadı, hem burjuvazinin yarattığı kurumların hem de artık iyiden burjuvazinin yönetimine girdiğini düşündüğü devletin yönetimine de talip oldu.
Başta yenilikçi olanın sonrasında geleneksel olması ve sonraki yenilikçiyle çatışması, insanlık tarihinin gelişme pratiğinin bir özeti aslında. Çatışma bir önceki dengeyi yıkıp yeni bir düzlemde yeniden dengeyi bulana kadar sürüyor ama o yeni denge de, yeni bir çatışmanın başlama noktası sadece.
Burjuvazi ile proleteryanın çatışmasının 20. yy.’ın başında vardığı nokta, ilkinin Batı Avrupa ile Amerika’da, ikincinin Doğu Avrupa ve Asya’da kendi yönetim modellerini devletleştirmeleri oldu. Birbirini askeri olarak ezemeyen ama birbirlerinin kontrol alanlarında fikrî varlıklarını da sürdürebilen iki rakip güç haline gelmeleri ise soğuk savaş dönemini oluşturdu.
Askeri savaşın yerini propaganda savaşlarının aldığı bu dönemin, bu yazıya kısmen konu olan karşılıklı savları özetle şöyleydi; batı doğu’yu, planlı ekonomiyle piyasa dinamizmini bastırmak ve dolayısıyla toplumun gelişmesinin önüne geçmekle; doğu batı’yı, piyasanın kâr hırsını dizginlememek ve refahını çalışanların ve başka ülkelerin insanlarının ezilmesi pahasına sürdürmekle suçladı.
Batı’nın entelektüellerinin buna verdiği yanıtsa, refah devletinin ekonomik alt yapısının hisseleri halka açık şirketler olduğuydu. Bu sayede kâr topluma geri dönebiliyor ve de piyasa dinamizmi de devam edebiliyordu.
Nick Robins’in “Dünyayı Değiştiren Şirket, Doğu Hindistan Kumpanyası’nın Modern Çokulusluluğu Şekillendirmesi” kitabı, bir yandan piyasa dinamizminin gelişmede nelere kadir olduğunu ama öte yandan dizginsiz ve etik sınırları çizilmemiş kâr hırsının da nelere sebep olabileceğini, bir yandan günümüzde Londra’nın “unutmaya çalıştığı” Kumpanya tarihinden, diğer yandan da arada geçişler yaptığı günümüz şirketlerinden örneklerle aktarıyor -ve bu haliyle Londra tarihsel arka planda “unutmaya” çalışsa da modern şirketlerin “unutmamış” olabileceklerini kulağımıza seslendiriyor.
Bir anlamda Robins (niyeti bu olmamasına rağmen) Doğu’nun eleştirilerinde haklı olmuş olabileceğini, geniş tabanlı sermaye yapısına sahip şirketlerin dağıttığı kâr, temettü, hisse değerlerinde ki kârla orantılı yükselişlerden faydalanan insanların, sahip oldukları refah seviyesi devam ettiği sürece kendilerinden uzakta yaşanan olumsuzlukları… pek de dert etmediklerini ortaya koyuyor.
İki yüzyıl öncesine kıyasla bilginin dolaşım hızı bugün muazzam artmış durumda. O zamanlar Londra’daki hissedarlar, kâr hırsıyla hareket eden Kumpanya’nın kıtlık zamanında Bengal’deki tahıl ürünlerini stoklayıp birkaç misli fiyatla sattığını ve bu yüzden tahminen iki milyon kişinin açlıktan ölmesine yol açtığını ancak birkaç ay sonra öğrenebilmişlerdi ve pek dişe dokunur bir tepki de vermemişlerdi. Bugünse dünyanın herhangi bir yerinden haber almak saniyeler içerisinde mümkün ama toplumların savaşlardan kaçan mültecilere bakışını düşünürsek, insan doğasında pek bir değişiklik olduğunu henüz söyleyemeyiz herhalde.

View all my reviews

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*