Trump vaziyetleri

in Gündem by

ABD seçimlerinden Clinton’un değil de Trump’ın çıkması insanlarda şaşkınlık, piyasalarda da tedirginlik yarattı. Üstelik, seçimlere kadar ağırlıkla “Clinton seçilirse FED faiz artırım programını uygulamaya devam edebilir ama Trump gelirse bunu yapamayacaktır” diyen yorumcuların sonuçlar açıklandıktan sonra hızla ters köşeye uçup “faizler daha hızlı artabilir” demeye başladıklarını da şaşkınlıkla(!) izledik birlikte.

Ekonomik tartışmalar birbiriyle ilişkilidir. Sonuçta ekonomi statik bir bilim değil, kavramlara yüklenilen anlamlara dayanarak günü yorumlama ve geleceği öngörme işi. Bu haliyle de, diğer tüm sosyal bilimler de olduğu gibi sübjektif değerlendirmelerden ve bir yönetim aracı olarak “algıyı şekillendirme” çabalarından azade değil.

Tartışmanın temelinde “paranın işlevinin nasıl tanımlanması gerektiği” var. Klasik tanım parayı bir değişim aracı olarak tanımlar ve paranın miktarının da varolan ve parasal değişime konu olan her çeşit mal ve üretim kadar olması gerektiğini söyler. Bu tanım, ülke ekonomisinin ulusal sınırlar içerisinde kaldığı dönemlerde işe yaradı ama küreselleşme genişleyip derinleştikçe yetersiz kaldı.

sermayenin-degeriParaya ilişkin bir diğer tanımlama “bir değerleme aracı” olduğu şeklinde. Aslında bu tanım da klasik tanım kadar eski sayılır ama ekonomiler ülke sınırlarını aşıp küreselleştikçe daha çok kullanılır oldu.

80’lerin ortasında, başlangıcı İngiltere’de Theatcher ve ABD’de Reagan’la simgelenen neoliberalizm döneminde öne çıkan tanımlama bu oldu. Ekonomik değeri olan, alınıp satılmaya konu olabilen her ne varsa, piyasaya bırak ve piyasa onu değerlesin. Tabi insanların bir şeye biçecekleri değer biraz da algıyla alakalı ve algı da yönlendirilebilir. Böylece Reagan-Bernanke ikilisi döneminde bu tanım etrafında şekillenen ekonomi, gitgide finansal piyasaların oyun kurucu olduğu bir realite yarattı. Krizle birlikte FED’in başını çektiği parasal genişleme de bu oyunun sürdürülmesine (ve aynı zamanda tüm dünyanın oyun sahası haline getirilmesine) yardımcı oldu.

Tabi hem dünyanın hem de Amerika’nın her köşesinde aynı anda aynı şeyler yaşanmıyor, (piyasa=ekonomik dinamizm=ekonomik eşitsizlik). Wall Street rekor üstüne rekor kırıp, şirketlerin bilanço karları patlama yaparken, bir dönemin otomotiv kralı Detroit ıssız adama dönüyor örneğin.

İşte Trump, oyuna tam bu noktada girdi, kamu harcalarını ve altyapı yatırımlarını artırmaktan, yeniden güçlü Amerika’dan bahsetti ve Reagan ve sonrasının parasal değerlendirme algısının kapsamı dışında kalan mavi yakalıların dikkatini çekti.

Şimdi soru şu: Trump dediğini gerçekten yapabilir mi? Gerçekten ABD ekonomisini yeniden bir ulusal ekonomiye çevirip, parayı da yeniden klasik tanımdaki işlevine döndürebilir mi?

Yanıt; bunu tam anlamıyla yapabilmesi için yeni ve çok yıkıcı bir dünya savaşının olması gerekir. Ama bir kısmını bile yapsa, örneğin altyapı yatırımlarını artırsa, bu bile dünyanın her tarafında dolaşan dolarların bir kısmının yeniden ABD’ye dönmesine ve harcanmak üzere mavi yakalıların cebine girmesine, dolayısıyla bir parça enflasyon baskısına ve sonuç olarak da FED’in planladığından daha hızlı faiz artırmasına neden olur ki, bunun GOÜ’ler için anlamı, sermayenin artık daha kıt ve pahalı olacağıdır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*