Aşağıdaki metin, Richard Sennet’in “Together” (Beraber) kitabından alınmıştır.

Değişim kısmen matbaanın gelişine bağlı olarak gerçekleşti. Basılı metinlerin (resmi anlaşmalar, basılı çifte kayıt usulü muhasebe vb) iş hayatını şekillendirdiği bir çağda, sözlü tartışma topluca üretilmiş belgeleri yorumlamak için zorunlu hale gelmişti. Bu tartışmalar yaşa verilen önemi zayıflatmıştı; yaşlılar kişisel olmayan basılı sayfaya bir anlam vermekte, okumakta ya da hesap yapmakta herhangi biri kadar ya da ondan daha iyi olan parlak genç asistan kadar iyi olmayabilirdi. Basılı belgeleri yorumlama, rütbeye bağlı otorite geleneğinin yerinden oynamasına yardım etti. Fakat bu belgelerdeki sayıların, görüşmeyi yöneten kişisel otorite için bir ikamesi yoktu.

***

Holbein’in masasındaki Peter Apian’ın On Mercantile Calculations adlı kitabı, okurlarından muhasebe prosedürleriyle ilgili düşünmelerini istiyordu. Şimdi olduğu kadar o zaman da, insanlar, eğer bir şey sayılarla temsil edilebiliyorsa aksinin kanıtlanamaz bir gerçek olduğunu düşündüklerinden, bu güvenceyi arıyorlardı. İlk metodik muhasebecilerden olan Apian ise tersini söylüyordu; sayılar tartışılması gereken temsillerdi. Tarihçi Mary Poovey, modern çağın başında çift girişli kayıt tutmanın ve edebiyat eleştirilerinin artışının hem sayılar hem de kelimeler eşit şekilde eleştirilme gereği duyduğundan birbirine geçtiğini iddia ediyordu.15 Böylece, resmi iş toplantıları zarar verici olmaya başlamıştı.

***

Uzlaşmacı kişilikleri, çoğunlukla görüşmelerde ustalaşmış insanlar olarak ve bir anlaşma sağlamayı da resmiyetin olanaklı kıldığını hayal ederiz. Ama öyle değildir. Uzlaşmacı kişilik, inançların ve çıkarların sadece pazarlık malzemesi olduğunu varsayar; yani insanların bu görüşlere teslim olmadığını farz eder. Garip bir şekilde, çoğu insan diğerlerine söylediklerine inanır; uzlaşma adına bu inançlara ufalanan görüşmeler, katılımcıları çoğunlukla görüşme tarafından ya da daha da kötüsü kendileri tarafından satılmış oldukları duygusuyla geride bırakır. Dahası, kendini adamış bir uzlaşmacı çatışmayı, kontrolden çıkacağını varsayarak dağıtmaya çalışır. Koreli Market sahipleri gibi davranıp şiddetli bir çatışmayı sessizlik aracılığıyla yönetmektense, bu uzlaşmacı net bir çözüm ister. Bunun uğruna, çoğunlukla diğerlerine ne kadar “aklı başında” olduklarını göstermek için çatışma başlamadan önce kendi konumlarını açık ederler.

Resmi görüşmelerin gerçek faydası, yatıştırma alışkanlığının olmamasıdır. Eğer bir konuşmanın yazılı kaydı alındıysa, insanlar kendi görüşlerini istedikleri kadar şiddetli savunabilir, çünkü bunların korunacağını biliyorlardır. Kayıt, resmi şeffaflığa neden olur ve dahası eğer görüşme bir anlaşmayla sonuçlanırsa, katılımcılar yine de kişisel olarak kendilerini ödün vermiş gibi hissetmezler; kayıtlarda gerçekten neye inanıp masaya koydukları mevcuttur.2* Resmiyet, katılımcılar tarafından aynı konuşma kuralının takip edilmesi halinde, yani sırayla konuşuluyor ve sırası geçen sözü bir diğerine devrediyorsa, kaynaşmaya izin verir.

Yine de resmiyet, şeffaflık sorununa tek başına bir çözüm değildir. Bir bakıma, kısmen kürsü başkanının davranışına bağlı bir durumdur. İnsanların resmi görüşmelere nasıl başkanlık ettiği ile ilgili bir incelemede, Flemenk sosyolog P. H. Ritter kısa bir süre önce, “her görüşmenin davranışlarını kürsü başkanına uydurma gibi bir eğilimi olduğunu, kürsü başkanının görüşmenin örneği olduğunu”16 ileri sürmüştür. Görüşmedeki kişiler başkanın onayına göre davranmaktadır. Gözlerini onun baş hareketlerine dikerler, dikkatini çekmeye çalışırlar ve kendi yaptıkları değerli, yerinde vb katkıları onaylamasını beklerler. Üstelik bu şekilde, resmi olarak sabitlenmiş bir gündem sorununun gelişimini engellemiş olurlar. Atölyede, ortak emek eldeki malzemelerin ve araçların yönlendirmesini takip eder. Ulaşılması gereken bir amaç vardır; fakat sona ulaşmak için farklı yollar tercih edilebilir, alternatif yolların hangisinin daha iyi olduğuna bakılabilir. Böyle bir atölye işi, bir hikâye gibidir. Fakat, açık yorumlar ve konumlar resmi bir görüşmeyi durdurabiliyor olsa da, resmi olarak sabitlenmiş gündem için, bir hikâyedir diyemeyiz. Sıradışı bir düşünce birilerini etkileyebilir, bu düşünce kötü yapılandırılmış fakat takip etmeye değer olabilir. Fakat böyle bir coup de foudre ’un,3* dikkatlice düşünülüp tasarlanmış bir düşüncenin yanında pek esamesi okunmaz. Resmiyet, otoriteyi destekler ve sürprizleri engellemeye çalışır. Kural olarak, açık görüşmeler daha fazla eşitlik ve daha fazla sürprizi karşılaştırmak peşindedir. Mesele, açık görüşmenin alçaltıcı tavizlere nasıl bir seçenek yaratabileceğidir. Bu mesele, insanların resmilikle gayri resmilik arasındaki sınır çizgisini nasıl aştıklarına döner; bu belli belirsiz eşik, dolaylı işbirliği becerilerinin ciddi bir sınava sokulduğu bir bölgedir.

***

Profesyonel diplomatların bu sınır durumundaki görüşmeler için kutsal bir kitabı vardır. Bu, Sir Ernest Satow’un, ilk olarak 1917’de yayımladığı şu an altıncı basımını yapmış Satow’s Diplomatic Practice adlı kitabıdır. Bu kitabın çevirileri ve çeşitli farklı basımları küresel çapta kullanımdadır.17 Satow kendini bir kâtip olarak görür, Wotton’un Venedik’teki daimi görevinden beri açıklığa kavuşturulan pratikleri not etmiştir. Bu çalışmanın özelliği, samimiliğin, dolaylamanın ve karşılıklılığın en sert görüşmeye bile nasıl yerleştirilebileceğini göstermesidir. Satow’un dört görüşü oldukça yararlıdır. İlki, çatışan iki tarafın olası bir çözümü herhangi birinin kayıtlardaki sorumluluğu almadan uygulamak istedikleri takdirde ne yapacaklarını açıklar: Bu durumda, Satow, bout de papier ’in4* konferans masasının karşı tarafına sessizce geçirilmesini salık verir. Bu imzalanmamış bir tutam kâğıt, formülün versiyonlarını içerir: “Eğer şunu teklif edebilecek gibi hissediyorsanız … kendi hükümetimde denemek için hazır olmalıyım.” Böylece diplomat kendi iddiasındansa bir muhalifin konumuna yanıt veriyormuş gibi davranır.18 Diyelim ki diplomat galip devlet adına bir anlaşmanın iptalini görüşüyor: Bout de papier mağlup tarafın itibarını korumasına ve böylece görüşmelerin daha çabuk ilerlemesine sebep olabilir. Büyük diplomat Talleyrand, Napoleon’a tam da bu yoldan hizmet etmiştir. Bout de papier ritüeli iktidarın konumundan bir saygı alanı yaratmıştır; bu, minimum güç uygulamasının bir örneğidir. Démarche 5* bir bakıma bout de papier ’i genişletir; bir dizi fikri ve konuşma konularını dolaşıma çıkaran bir belgedir. Üstelik yazarlar bu belgedeki şeyler hakkında gerçekten ne düşündüklerini ve neye inandıklarını da belirtmez; Amerika diplomasisi buna “açık kanal diplomasisi”6* diyor.19 Démarche kurnaz bir katılıma sebep olabilir: “Bu benim ya da ülkemin istediği şey.” demektense, konuşma konuları ve belge (atölye dilinde “şu”) tüm partilerin tartışmaya eşit dahil olabilecekleri şekilde özgürce dolaşıma çıkar. Konuyla ilgili kişisel bir örnek vereceğim. Birleşmiş Milletler’in kültürel kolu UNESCO ile çalışırken, Dünya Miras Listesi olarak listelenmiş eserler hakkındaki neredeyse tüm görüşmeler, démarche ’lar şeklinde dolaşıma çıktı. Diplomatlar, herhangi bir öneriyi üstlenmediler; çünkü bu öneriler, özgürce ve kişisel olmayan bir şekilde değerlendirilebilirdi. Démarche ritüeli, bir riayeti yürürlüğe koymaktansa temsilcilikten kaçınma noktasında, bout de papier ’den ayrılır ve ayrıca güçlü için olduğu kadar zayıf olan için de yararlıdır. Bu diplomatik pratikler, masaya güçlü pozisyonlar koyabildikleri için yatıştırıcı ortada buluşmalara bir seçenektir. Ama bu pozisyonlar, çıkarcı beyanatlar değildir. Geri adım atarak, taraflar zorunlu olarak kendilerinden ödün vermeden başka bir görüşü kabul etme ya da reddetme yönünde çalışmalar yapabilir. Alışveriş bir muğlaklık yaratması bakımından eşiktedir, yine de bu tarz bir diplomasiyi başarısız olarak küçük görmek yanlış olacaktır. Bout de papier ve démarche güçlü ve zayıf arasındaki görüşmeyi çift-taraflı bir kazanca döndürmeye çalışır. Gündelik hayatta, iki durum da dilek kipinin intikali dediğimiz şey olarak çevrilir. Diplomatik protokol bout de papier ya da démarche kadar incelikli bir şey değildir ama diplomasiyi eşikte tutmak için yapılandırılmıştır. On yedinci yüzyılda İngiliz diplomat William Temple şöyle demişti: “Seremoniler işleri kolaylaştırmak için yapılır, onlara engel olmak için değil.”20 Temple, resmi protokol oturma düzeninden bahsediyordu; resmi bir akşam yemeğinde, onur konuğu her zaman ev sahibinin ya da ev sahibinin eşinin yanına oturur. Bu protokol gerçekten resmi ve değişmezdir. Daha belirsiz bir protokol çeşidi, görünürde görüşmeleri daha sıradan şekillendirir. Diplomatik resepsiyonlar ve kokteyller, spor ya da evcil hayvanlarla ilgili, anlaşmazlığa yol açmayan acımasız alışverişler için birer fırsattırlar. Bu boş lafların akışında, diplomat konuşmanın ortasına “rastgele” devletin planları ya da personeliyle ilgili esaslı bir şeyler sokar, bilir ki eğer gerçekten gizlice kaydedilmiyorsa konuşma özenle incelenecektir. Bu rastgele yorum, daha sonra bulunup çıkarılacak ve ona göre davranılacaktır. Diplomatik zanaat, konuşmacı için, ipucu çok açık edilmeden mesajın yerine ulaştığından emin olmayı gerektirir; dinleyicinin buradaki becerisi fark etmiyormuş gibi gözükmesinde yatar. Bu gelişigüzellik ritüeli,7* profesyonel diplomatların söylediği gibi, doğru yapılması çok zor bir iş olan zahmetli bir hafif dokunuş formudur; genellikle kâğıt üstünde olması çok tartışmalı olacak konular için kullanılır. Satow, bu kokteyl ve kanepe etkinliklerinin tebdili görüşmeler olduğunu çok doğru bir biçimde gözlemlemiştir. Dolaylı diplomasinin görüşmelere uygulanan dördüncü becerisi ise arkadaşlıktır. Satow Malmesbury Kontu’nun 1813’te yaptığı uyarısını tekrarlar, yabancılardan kaçınmak için “onlarla ahbaplık yapmaya ve onların düşüncelerini size iletmelerine hevesli” olunmalıdır. Görünürde içten olan bu arkadaşlık çeşidi çoğunlukla bir tuzaktır.21 Kimseden riyasız olması beklenemez, böylece gelişigüzellik ritüelleri, bout de papier durumundaki itaat ritüelleri gibi, diplomasi içinde belli bir sosyal bölge kurar. Gelişigüzellik, diplomatın konuştuğu kişiye aralardaki ipuçlarını toplayacak şekilde, bir güven işareti verebilir. Bu bahsedilen arkadaşlık, Facebook tarzı bir arkadaşlık gibi, ergenin birinin gündelik hayatına ilişkin bütün ayrıntıları olabildiğince açıkça sergilediği ve izleyene, geriye hayal edecek bir şey bırakmadığı bir arkadaşlık değildir. Kayıtsız imalar, kılık değiştirmiştir ve doğru okunmaları için iyi bir yorumlama becerisine ihtiyaç vardır. Diplomatik imalar, çoğunlukla düşmanca uyarılar olup eğlenceli sosyal anlarda saklanır. Uyarının dolaylı ifadesi dinleyiciyi yatıştırmaktansa birden içine alır. Amacı, hükmünden daha etkili olabilmektir. Biz aslında bu durumu gündelik hayattan biliyoruz; ama genellikle imaları profesyonel diplomatlar gibi metodik bir şekilde analiz etmeyiz. Şiddetli çatışmaların görünüşü, bütün dört diplomatik beceri için oldukça büyük sınavlardır ve genellikle gerekenin yapılması konusunda başarısız olurlar. 1991’de Saddam Hüseyin’in Irak rejimine karşı başlatılmış olan yüzleşmelerde, Amerika’nın savaş ilan eden mektubu Dışişleri Bakanı Tarık Aziz’e iletilmişti. Kendisinin, bu mektubun içeriğini tartışırken mektubu masada açmadan bırakma hakkı vardı. Açılmamış mektup ritüeli tarafların konuşmaya devam etmesi, son ana kadar çözüm araması için izinli oldukları anlamına gelir. 1939’da, benzer şekilde, Almanya’ya karşı savaş beklentisini arttıran bir İngiliz mektubunun ilk paragrafları, iki ülke arasındaki ilişkiler için duyulan saygıyı ifade eden kullanımlarla doluydu. Bu standart ifadelere bakarak, eğer Hitler rejimi gerçekten barış istemiş olsaydı, diplomatik yanıtı bu satırlardaki inceliklere odaklanmış olurdu.

Bu gibi başarısızlıklar, diplomatik ritüellerin iktidarın gerçeklerine yanıt vermedikleri yönündeki ortak görüşü destekler. Kurnaz bir diplomat, bugün kesinlikle kamuya daha az saygı duyar. Belki de, buna rağmen, bu pratiklerin değerini belirlemek için yanlış yere bakıyoruz. Koreli market sahiplerinin söz ve sessizlik arasındaki ilişkiyi yeniden konumlandırıp öğrendiği gibi, profesyonel diplomatlar da bu araçları, açıklık ve muğlaklık arasındaki sınır ilişkisini yeniden konumlandırmak için kullanıyorlar. Bunu yaparak politik analist Joseph Nye’ın “hafif güç” dediği pratiğe olanak sağlıyorlar.22 Resmi ve gayri resmi alışveriş arasındaki ayrımı yumuşatmak, insanların üretken bir şekilde bir araya gelmelerine olanak sağlayabilir; insanları, birbirlerine muhalifken bile bir arada tutabilir; insanlara, ortada buluşma yönetimi için davranış seçenekleri sağlayabilir. Dolayısıyla, onlara gündelik davranış için daha kritik standartlar olarak bakmalıyız. Gündelik görüşmelerde de karmaşık bir konu üzerine karar verilemediğinde diplomatik becerilere ihtiyacımız vardır. Sorunu bir kenara bırakmak yerine, insanlar birbirine bağlanmak ister; zor sorunlar nadiren çözülür. Dört diplomatik prosedür, bu şekilde tamamlanan gündelik görüşmelerin yönetimi için ritüeller oluşturur. Beşinci Kısımda görüldüğü gibi, bu diplomatik ritüeller gibi şeyler gayri resmi sosyal üçgenin oluşumunda da ortaya çıkar; fakat iş hayatındaki değişiklikler bugün insanların becerilerini geliştirmesini ve uygulamasını zorlaştırır. Sosyalist, kapitalizmin geniş ölçekli bir eleştirisini yapmak isterken, profesyonel diplomat, kesinlikle farkında olmadan, beraber çalışmaya uyum sağlayamayan insanları etkisiz hale getiren sosyal pratiklerin bir muhalifi olarak hizmet eder. Bu bölümde dolaylı işbirliği, çatışma yönetimi, diplomatik teknik ve toplantı davranışı temalarını inceledik. Tüm bunlar bir çeşit performans, ama Mazarin’in XIV. Louis için sergilediği, kendine hizmet eden dramalardan farklı. Dans eden kral, tebaasına olan mesafesini, onların üzerindeki hâkimiyetini dramatize etmişti. Bayan Schwartz, Koreli marketler ve Satow’un diplomatları da diğer insanlarla olan ilişkilerini sosyal bir maskeyle dramatize ederler.

***

Birinci Kısımda bahsedildiği üzere, Simmel şehirlilerin, sokağın uyaranlarına verdiği yanıtları saklamak için kullandıkları sakin ve duygusuz davranış biçimlerini incelemeye almıştı. La Rochefoucauld maskeyi, birinin gerçekte olduğundan başka bir şey gibi gözükmek için kullandığı bir metafor olarak düşünmüştü: “Kişiler yapmacık bir bakış ve bir dış görünüş ile insanların, hakkında ne düşünmesini istiyorsa o şekilde görünür.”23 Gizleyen maskelerin, koruyucu çeşitleri sosyal hayatın her köşesinde bulunur; iş arayanların görüşmelerde bunlardan bir tane giymeleri gerekir, tıpkı Theodore Kheel’in sendika müzakerelerinde ya da Alman diplomatların Birinci Dünya Savaşı sonrası mağlubiyet şartlarını görüştüğü Versailles’da ihtiyaçları olduğu gibi. New York’taki Koreliler, sessizlik maskesi giymişlerdi. Gizleyen maske, kendini koruma için olmamalıdır; nezaket ve incelik, başkalarına zarar verebilecek duyguları maskeleyen davranışlardır. Gizleyen maske, çok yaygın olduğundan, başka bir çeşidini düşünmek belki biraz zor olabilir; sosyal maske, insanları daha hayat dolu yaparken, deneyimlerini de daha yoğun hale getirir. Fakat eğer maskeyi bir fiziksel nesne olarak düşünürsek, bu olasılık daha anlamlı olur. Maske, kültürün en eski sahne donanımlarındandır; sahneyle sokağı birbirine bağlar. Domino maske, basit bir göz maskesidir; maskeli baloların eski görüntülerinden en aşina olduğumuz maskedir. Domino maskeler, Avrupa’da on beşinci yüzyılda moda olmuştur; bu moda on üçüncü yüzyılda sokaklarda sergilenen tiyatro oyunları commedia dell’arte’ dan gelir. Toplum içinde, domino maske cinsel heyecan uyandıran maskeler olarak kullanılmıştır. Balolarda, kadınlar, elmacık kemiğinin üstünden başlayıp kaşta biten, gözler için delikleri olan renkli saten maskeler takardı; göz maskesi bir erkeğe ya da kadına zevk için hazır olduğu mesajını verirdi. Paskalya perhizinden önceki sokak kutlamalarında, domino maske özellikle kadınlara etrafta diledikleri gibi dolaşma ve yabancılarla flört etme özgürlüğü verirdi. Bu uyduruk kumaş parçası bir kurmacaya olanak sağlardı: Maskeyi takan kadının kimliği doğru düzgün gizlenmese bile verilen mesaj “beni tanımıyorsun” ya da “özgürüm” olurdu; maske bedensel nezaketi askıya alır ve zevki anonim kılardı. Daha ciddi fiziksel deneyimler, Yahudi doktorların on dördüncü yüzyıldan on yedinci yüzyıla kadar taktığı maskelerde söz konusu olmuştu. Bu garip, kuru-yapışkanlı, boyanmış maskeler dudak üstünden başlayıp yüzün geriye kalan tüm üst kısmını kaplardı. Maske yarı insan, yarı kuş görüntüsü sağlamak için yapılmıştı. Burun büyük bir gagayla kapatılmıştı; fakat tanınır biçimde, insanın gözleri ve kaşları için derin yarıklar vardı. Çoğu Hıristiyan, Yahudilerle temastan çekinirdi ve Venedik’teki çoğu doktor, Yahudiydi; işte bu maske bu korkuya bir köprü oluşturmaktaydı. Doktor kuş maskesini taktığında, hastaları bir Yahudi tarafından fiziksel olarak dokunulmak, itilmek ve dürtülmek konusunda rahatlardı. Onun yerine, garip bir yaratık tarafından fiziksel temas uygulanıyormuş gibi gözükürdü. Bazı maskeler tek taraflı, genelde de kötü bir etki yaratırdı. Son Irak Savaşı boyunca Ebu Garip cezaevinde, karşısındaki insanın bedenini maskelemek işkenciciyi kışkırtırdı; Ebu Garip’ten gelen fotoğraflarda sadece kafalarında bir başlık olan, vücudunun geri kalanı çıplak kurbanları, kafaları karışmış ya da acı içerisinde görürüz. Bu esnada, etraflarında genç, düzgün Amerikalıları gülerken görürüz. Bu başlıklı figürün, eski ve kötülük içermeyen bir kökeni vardır. Sihirbaz kostümlerinde, başlıklı sihirbazların görüntüsü Fransa’da on birinci yüzyıla kadar uzanır. Ortaçağ kökenlerine bakıldığında, garip bir şekilde sihirbazın başlığının, onu Tanrının gözünden sakladığı varsayılıyordu; zira eğer görülürse karanlık, kozmik güçlerin eline verilecektir. Benzer şekilde tarihçi Carlo Ginzburg, şeytana tapınma ayinleri sırasında başlıklı ayin liderlerinin, insan duygularının alanından ayrıldıklarını göstermişti.

Domino, kuş maskesi ve başlık, maskenin uyarıcı güçlerini işaret eder; fakat daha geniş bir sosyal erişimi olan bir başka maske çeşidi daha vardır. Bu, garip bir biçimde tüm özellikleri doğal olan bir maskedir. Eğer becerikli bir şekilde takılırsa uyarıcı olabilir. Fransa 1944’te özgürlüğüne kavuştuğunda, çok genç bir aktör olan Jacques Lecoq kaçınılmaz bir karşılaşma yaşadı. Grenoble’da oynarken, Jean Dasté ile tanıştı. Dasté, oyuncuların tüm o gösterişten ve tumturaklı laflardan kurtulup, daha basit yani daha zorlanarak oynamalarını isteyen büyük bir aktör ve animatördü. Bunu gerçekleştirmek için Dasté, kâğıt hamurundan yapılmış boş, boyalı maskeler yarattı. Bunlar sahnede kadın ya da erkek, genç ya da yaşlı herkesin takabildiği maskelerdi. Lecoq sonuçtan çok etkilenmişti. “Bu boş maskeyi takan aktöre bakarken, tüm bedene bakıyorsunuz” diye gözlemlemişti; “yüz artık bütün bir beden haline geliyor.”24 Yüz jestlerinden yoksun aktör, bedensel jestleri ve oyun sesi aracılığıyla iletişime geçmeliydi.25 Bundan esinlenip, Lecoq heykeltraş Amleto Sartori’ye onun için deri maskeler yapmasını istedi (deri ilk commedia dell’arte maskelerinde kullanılmıştı). Daha sonra, Lecoq, göz deliklerini genişletip dudakları yatay biçimde gerdi, ne gülüyordu ne de kaş çatıyordu; çeneye soyut bir çizgi çekti ve maskeyi beyaza boyadı. Neticede, Lecoq, maskeli oyunculara yüz ifadeleri olmadan nasıl iletişim kuracaklarını öğretebileceği bir okul kurdu. Lecoq “metodu” aslında oldukça zahmetli bir disiplindir, sanki duygusal bir kolunuz kesilmiş gibi. Bu pratiğin daha ucu pandomimdir, burada ağızdan da ses çıkaramazsınız; dil de kesilmiştir. Bu yüzden, oyuncunun elleri şaşkınlığı, zevki ya da üzüntüyü iletmek için çok çalışmalıdır ve bunu yapabilme sanatı öyle kolay değildir; basitçe bir maske takmak oyuncunun bedenini serbest bırakmayacaktır. Baloda domino maske takan kadınlar sadece bir şey iletebiliyorlardı; “İlişkiye açığım.” Maskeli oyuncunun ise daha çeşitli duyguları ifade etmesi gerekiyordu. “Tarafsızlık”, elbette çok taraflı bir deneyim. Modern şehirlerdeki tarafsız fiziksel bölgeler –her yerdeki cam ve çelik karışımı, etrafı azıcık yeşille çevrili kutular– ölü mekânlardır ve çoğu sosyal ilişki de bu kutunun içine benzer. Fakat Lecoq, boş maskesinin, oyuncunun dışa vurarak ve doğrudan davranmasına sebep olmasını istiyordu: “Maske (oyuncudan), onu sanatından ederek bir şeyler alacak.” Lecoq, “oyuncu maskeyi çıkardığında, eğer iyi bir şekilde giydiyse yüzünün rahatladığını” gözlemlemişti.26 Bunun üzerinde durmak istiyorum. Alexis de Tocqueville, Amerika gezilerinden bir birey figürü yaratmıştı. Bu birey, tarafsız, homojen bir toplumda rahat ediyor; farklılığın kaygısından kaçmaya çalışıyor ve bu yüzden geri çekiliyordu. Lecoq’un maskeli oyuncuları da bu terimlerin etrafında döner, boş maske oyuncunun bedenini rahatlatır; fakat amacı aslında onu seyirci karşısında daha etkili kılmaktır. İş danışmanı ve iş adayı, Koreli marketçi ve diplomat, tam da Lecoq’un oyuncusu gibi etkileyici bir şekilde hareket eder; davranışlarının bazı yönlerini nötrleştirerek, diğer yönlerini ön plana çıkarır. Boş maske günlük sosyal davranışta sahne tavrını çoğaltabilir. Bu, en azından biraz daha takip edilmesi gereken bir olasılıktır. Lecoq’un maskesi olsun olmasın, profesyonel oyuncular kendilerini sahnede güçlü bir şekilde ifade edebilmek için kesinlikle kaygılarını bastırmak zorundadır. Vücuttaki aşırı gerilimi atmak ya da enerjiyi yaymak için, oyuncu tüm küçük özel jestlere konsantre olacaktır. Odaklanılmış detaylar tıpkı maskelemenin güttüğü amaç gibi, gerilimi serbest bırakır. Oyuncu Laurence Olivier, odaklanılmış küçük jestlerin bir ustasıdır; kolları ve elleri, çok az büyük çaplı hareketler yapar. Ayrıntı üzerindeki aynı iş, Sylvie Guillem ya da Suzanne Farrell gibi büyük dansçıların sahne duruşlarının sırrının da bir parçasıdır. Bu dansçılar odaklanılmış ayrıntılar aracılığıyla, bir ayağın ani dönüşünde ya da küçük bir fiskede olduğu gibi, seyirciye muazzam, sahne dolduran bir duruş iletirler. Bu gözlem, bizi sahne ve sokak arasında bir karşılaştırma yapabilmek için bir adım daha ileri götürür. İşbirliği de küçük jestlere odaklanıldığında daha etkileyici bir deneyim haline gelir; bu bağlayıcı jestlerin çoğu, lutiyelerin dükkânında gördüğümüz gibi, fiziksel ve sözsüzdür. Ritüelin bir boyutu, fiziksel ve sözlü jestlerin koreografilerinin çıkarılmasında yatar, böylece tekrar tekrar icra edilebilir. Odaklanmış sahne işi, neden bu sosyal pratiklerde etkileyici bir şekilde davranabildiğimizi ortaya koyar; fiziksel olarak daha az gerginlik hissederiz ve böylece rahatlama hissizleşmedense uyandırıcı olur. Dasté ve Lecoq’un icat ettiği boş maskelerin sahnede kişiliksiz olmaları amaçlanmıştı; böylece aynı maskeyi bir kadın ya da bir erkek, kısa, şişman ya da sırık gibi bir oyuncu takabilecekti. Bu şekilde artık sürekli aynı rolü oynamak zorunda değillerdi; hatta, Lecoq’un yardımcılarının sahnelediği bir oyunu izlerken, izleyicilerin oyuncunun neye benzediğinden çok nasıl oynadığıyla ilgilendiğini görmek çarpıcıydı. Seyirci, kişiliksiz oyuncunun oyun içindeki karakterini paylaşıyordu. Bu bir dışadönüştür; tıpkı işbirliğinin karmaşık formlarında insanların sevmediği ya da tanımadığı insanlara karşı sergilemesi gereken dönüş gibi. Lecoq, tiyatrosunu işbirlikçi bir mekân olarak düşünür ve sosyal olarak bu tanım anlamlıdır. Özetle, sosyal maskeler koruyucu bir kılıfın yanı sıra ifadeye olanak sağlayabilir. Birçok formunda boş maskeyi kullanan, gündelik diplomasiyi diğerlerine karşı uygulanan önemsiz boş bir manipülasyon olarak algılamak tehlikelidir. Aksine, eğer kendimizi açığa çıkarmaya ya da karakterize etmeye odaklanmazsak, ortak bir sosyal alanı canlı bir içerikle doldurabiliriz. Lecoq’un tiyatrosu yıldız oyuncuyu silmeyi amaçlar ve aslında tiyatroda demokrasiyi yarattığını iddia eder. Metodu, kesinlikle XIV. Louis’nin kendilik odaklı sahnesinin karşı kutbunda yer alır ve her ne kadar Tocqueville’in “demokrasiden” kastı bu olmasa da toplumsal iddiası abartılı değildir. Boş, kişiliksiz maske, oyuncuyu dışa döndürmenin bir yoludur ve böylece seyirciyle ortak bir alan yaratılır. Karmaşık işbirliğinin de ortak bir alan yaratmak için bu dışadönüşe ihtiyacı vardır; gündelik diplomasi bu dışavurumcu sosyal mesafenin zanaatkârlığıdır. Ve tabii ki bu soyut ilkeyi birtakım somut siyasi sonuçlar takip eder.

Bir Cevap Yazın