Yayınevi bu iki öyküyü aynı kitapta bir araya getirmeyi özellikle mi amaçladı bilemiyorum. Ama editöryal açıdan biraz basmakalıp yargıyla olsa da ikisini bir arada okutma fikri, iki hikayenin kadın kahramanlarının enteresan bir karşılaştırmasına yol açmış gibi duruyor.

İlk öykü, “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu”nda bir kız çocuğunun aşık olduğu genç yazarı nasıl bir tutku haline getirdiği, onunla beraber olmayı tüm yaşamının amacı kılışını, sonunda tam da ondan bir çocuk yaparak amacına ulaşır gibi olmuşken çocuğunu kaybedişi üzerine kendi hayatının da nasıl tükendiği ama tüm bunlar olurken yazarın hiçbirşeyden haberdar olmamış olması durumu var.

İkinci öykü “Bir Çöküşün Öyküsü” ise ilkinin tam tersi. Herkesin gözü önündeki bir kadının üstelik olağanüstü bir güce sahip olduğunun da herkes tarafından farkında olunduğu bir anda unutulmaya mahkum olmasının yarattığı bir travma hali.

Ve her zamanki gibi Zweig’in, en olağanüstü tesadüfleri bile olağan kılan, karakterlerini ilmik ilmil işlediği o muazzam psikolojik anlatı yeteneği.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu & Bir Çöküşün Öyküsü Stefan Zweig

Bir Cevap Yazın